MEISTERSINGER: ‘ZAMANIN FARKINDA’

İlk kez bir vitrinde MeisterSinger N01’i gördüğümde çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Ne yelkovan ne saniye ibresi, kadranda bütün ibreleri temsil eden tek bir ibre vardı. O günlerde (Mart 2009) Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde “Zamanın Görünen Yüzü: Saatler” sergisi açıldı. Serginin danışmanlarından biri de saat ustası ve yazar Şule Gürbüz’dü. Hiç unutmuyorum sergiyi gezerken Tevfik Aydın Saat’in üçüncü kuşak patronu ve saatçilik sektörünün bilge ismi Ömer Aydın Bey ile tek ibreli saatleri konuşmuştuk. Hemen yanımızda Şule Gürbüz ve kartında “Tamiri imkânsız saat yoktur” yazan sarayların ustası Recep Gürgen vardı.

Sergideki saatler, saatçiliğin ve zamanı gösterme biçimlerinin bir tarihiydi elbette ve tek ibreli saatlerin tarihi de günümüzdeki saatlerin tarihinden çok daha uzun bir geçmişe sahip.

Antik çağlardan 18.yüzyılın yarısına gelinceye kadar güneş saatlerinde, saat kulelerinde, masa ve duvar saatlerine ve boyunlara asılı zincirlerin ucundaki ilk taşınabilir saatlere kadar her saatin kadranında sadece akrep ibresi bulunuyordu. Londra’daki Westminster Abbey gibi tek ibreli bazı kule saatleri günümüzde halen aynı şekilde çalışıyor.

Kadın saatleri 17.yüzyıldan 20.yüzyıla kadar kolye tarzında üretildi, erkek saatleri de boyunlardan çıkıp ceplere taşındı ama ilk örnekler yine tek ibreliydi. Sanayi devrimi ve tren seferleriyle birlikte giderek kısalan süreleri ölçmek gerektiğinden dakika ve saniye ibreleri saate eklendi. Ancak saatler bölündükçe zaman algısı da bozulmaya başladı. Dakikalar geçmek bilmezken saatler, yıllar geçip gitmeye başladı. Klasik MeisterSinger saatleri bu anlamda geçmişte kalan o uzun saatlerin ve yavaşlayan zamanın izinden giden bir anlayışı temsil ediyor. Her ne kadar gövdesinde çağdaş bir mekanizma olsa da MeisterSinger saatlerin gösterme anlamında saatçiliğin başlangıç noktasına geri dönüyor.

20 yıl önce ilk çıkan MeisterSinger kol saati, N01’in tasarım çizgileri ve havası halen aynı ve taze, kadranındaki çizelge 144 eş parçadan oluşuyor ve böylelikle her çizgi 5 dakikayı gösteriyor. Kadranın sadeliği ve çift haneli rakamların dengesiyle birlikte şaşırtıcı bir şekilde zaman yavaşlıyor gibi görünüyor. MeisterSinger sahiplerinin kendilerini psikolojik olarak daha rahat hissetmeleri boşuna değil. Bu şekilde saati okumak son derece kolay ve rahatlatıcı, gözün bir kere alışması yetiyor. MeisterSinger saatleri delice bir hızla ilerleyen saliselere dikkat kesilmenin anlamsızlığını vurguluyor ve anı yaşamanın değerli olduğunu hissettiriyor.

Birkaç yıl sonra Şule Gürbüz’ün “Zamanın Farkında” isimli öykü kitabı çıktı. Kitabı okurken tıpkı MeisterSinger N01’i gördüğüm anda olduğu gibi çok değiştiğimi anladım. Şimdi bana zamana ilişkin bakışımı değiştiren her şeyin, insanların, saatlerin ve öykülerin aynı zamanda ve aynı mekânda bir araya gelmesi çok ilginç geliyor.

 

*Milliyet Gazetesi Yazarı Mehmet Çelik’in 2 Ocak 2022 tarihli “Yazı Saati” adlı köşesinden alıntıdır.

381 defa okundu

1,104 total views, 5 views today

Bir cevap yazın